Dolmabahçe – Berlin

10 Kasım Pazartesi 2025

9 Kasım Pazar 2025 sabahı Berlin, berrak bir ışıkla açıldı.

Bernauer Caddesi’nin anıt bölümünde davetliler yavaş yavaş yerlerini alıyordu.

Şehrin kültür çevresinden, diplomatik misyonlardan, üniversitelerden ve vakıflardan gelen bir hazirun vardı.

Törenin teması, yalnız Berlin’in geçmişine değil, otoriterliğin her türüne karşıtlıktı. Duvar, 36 yıl önce tam bugün yıkılmıştı.

Ama o duvar, sadece beton bir hat değildi. İnsanlık tarihinin en sert simgelerinden biriydi.

1961’de Doğu Almanya yönetimi inşa etmişti. Arkasında Sovyetler vardı.
Görünürde “faşizme” karşı koruma hattıydı. Gerçekte kendi halkını kapatan bir kafesti.

Şehir ikiye bölünmüştü. Doğuda Das Leben die Anderen filmindeki gibi gizli polis gözetiminde ömürler tükeniyordu. Batıda kapitalist yaşamın rüzgârları bireyleri başka türlü öğütüyordu.

Almanlar, Duvar’ın yıkıldığı günü bir bilinç ritüeli olarak anıyor.
Ben de Dr. Kübra Bicakçı’yla Brandenburg Teknik Üniversitesi’nden hocam Prof. Axel Klausmeier’in davetiyle oradaydım.

Prof. Dr. Axel Klausmeier (Berlin Duvarı Vakfı Başkanı)

Klausmeier, bugün Berlin Duvarı Vakfı’nın başında. Duvar’ın korunmasında, yönetiminde, bütçesinde söz sahibi o. Almanya Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlarla senelerdir çok yakın çalışıyor.

Marco Langner – Berlin Emniyet Müdür Yardımcısı

Davetliler arasında Berlin Emniyet Müdür Yardımcısı Marco Langner da vardı. Duvar döneminin ceberrut polisi, bugün hafızayla yüzleşiyordu. Tarih değişmişti.

Sabahki tören, Berlin Duvarı Anıtı önünde sessizce başladı. Prof. Klausmeier şöyle dedi:
Berlin Duvarı yıkıldı, ama hafızası hâlâ burada. Geçmişi hatırlamak, özgürlüğün devamıdır.

Prof. Dr. Axel Klausmeier, Berlin Duvarı Anıtı’nın önünde konuşma

Yanında Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner vardı. Profesörle beraber duvar aralıklarına güller bıraktılar.

Ardından davetliler de aynı ritüeli sürdürdü.
Her gül, yıllar önce Doğu’dan Batı’ya bakan insanların umuduna bırakılmış bir selamdı.

Şehir, kendi hafızasına saygı duruşundaydı.

Bir Gün Sonra

Ertesi gün 10 Kasım’dı.
Berlin’deki törenin yankısı hâlâ zihnimdeydi.
Oysa bir asır önce, başka bir coğrafyada başka bir duvar vardı. Sınırları yeniden çizilmiş, ekonomisi denetlenen, ordusu kısıtlanmış bir imparatorluk. Yani Osmanlı.

Orada da insanlar özgürlük istiyordu. Türkler, Londra’nın gölgesinden kurtulmak istiyorlardı. İngilizlerin kuklası Yunanistan’dan sıyrılmak istiyorlardı.

İki hikâye birbirine benziyordu:
Biri Duvar’daki gözetleme kulelerinden, diğeri işgal donanmalarının toplarından doğmuştu.
Her ikisi de “artık yeter” diyen insanların cesaretiyle yıkıldı.

İşte o yüzden, 10 Kasım sabahı Adlon Kempinski’de tonka fasulyesiyle hazırlanan meşhur kahveden içtim. O sıcak aromanın içinde bir asrın hikâyesi gizliydi.

Kahveyi içerken aklımda hep aynı isim vardı. Bir zamanlar bu otelde kalmış birisi.
Berlin’e savaşın en karanlık günlerinde gelmiş bir subay.

Henüz otuz altı yaşındaki General Mustafa Kemal.
Bir zamanlar Berlin sokaklarında dolaşmış, ülkesinin geleceğini düşünmüştü.

Mustafa Kemal Berlin’de

Mustafa Kemal,  1917 Aralık 15’te Veliaht Vahdettin’le İstanbul’dan Almanya’ya doğru yola çıktı. Görevi Vahidettin’in yaverliğiydi.

Alman İmparatoru 2. Wilhelm İstanbul’u ziyaret etmişti. Bu da onun karşılığıydı.

Tren, Budapeşte ve Viyana üzerinden ilerledi. 17 Aralık’ta Münih’e vardı. 18 Aralık’ta Bad Kreuznach’a ulaştı. Burası Alman Genel Karargâhı’ydı. Heyeti Alman İmparatoru 2. Wilhelm, Mareşal Hindenburg ve General Ludendorff karşıladı.

Veliaht Vahidettin (soldan 2.) ile yaveri Mustafa Kemal Paşa (soldan 3. kişi, yüzünün küçük kısmı görünen, Berlin 1917 Aralık)

Osmanlı’nın müttefiki Almanya’nın savaş planları konuşuldu. Mustafa Kemal memnun kalmadı: “Sınırlı hedefli taarruzlarınız sonuç vermez”.

Fransızlara karşı taarruz planlarını beğenmemişti.

Heyet sonra, Strazburg ve Colmar cephelerini gezdi. 22 Aralık’ta Essen’de Krupp Silah Fabrikası’nı ziyaret etti. Modern üretim hatlarını, ağır topları, savaş araçlarını inceledi.

General Mustafa Kemal Paşa, Berlin (1917 Aralık)

Mustafa Kemal, Alman sanayisindeki disiplini takdir etti. Fakat bu disiplinin rasyonel düşünceyle birleşemediğini not etti. Almanların savaşı kaybedeceğini düşünüyordu. Tabii Osmanlı’nın da.

23 Aralık 1917 Pazar günü heyet Berlin’e ulaştı. Tren Friedrichstraße İstasyonu’nda durdu.

Konaklama, bugün de hala Berlin’in en ikonik otelinde, Hotel Adlon’da düzenlendi.

Vahdettin ve Mustafa Kemal’in heyeti şerefine, Adlon’un cephesine Osmanlı bayrağı çekildi.

Öğle yemeği Adlon’da yendi. Öğlen 2 buçuk’ta Tiergarten’deki Bellevue Sarayı’nda İmparatoriçe Viktoria ziyaret edildi.

Adlon Hotel, Berlin

 

Berlin’de Noel hazırlıkları vardı. Adlon, çamlarla süslenmişti.

Şehir, 1. Dünya Savaşı’nı kısa bir süreliğine unutmaya çalışıyordu.

31 Aralık 1917, Pazartesi günü, Adlon Hotel’de Mustafa Kemal, Veliaht Vahdettin’le baş başa kaldı.

Vahdettin ona “Bundan sonra ne yapmalıyım?” diye sorduğunda Paşa açık konuştu:

İstanbul’a döner dönmez bir ordu komutanlığı isteyin; ben kurmay başkanınız olurum.

Vahdettin gülümsedi: Bunu bana vermezler.

Mustafa Kemal not defterine şöyle yazdı:

O hâlde tarih, kendi yolunu açacaktır.

4 Ocak 1918’de tekrar İstanbul’dalardı.

Mustafa Kemal, bu seyahatten bir “Alman hayranı” olarak dönmedi. Alman eleştirmeni olarak döndü.

Disiplin ve sanayi gücüne saygı duydu. Yine de yanlış kararlara dayalı bu sistemin çöküşünü öngördü. Hatta Berlin’den dönerken yakın dostu Ali Fethi Okyar’a şöyle dedi:

Almanya bu savaşı kaybetti. (İngiliz ve Fransızlarla) Ayrı bir barış yapılmalı. O Barış’ı Lozan’la kendisi yapacaktı. 5 yıl sonra.

***

Berlin Duvarı yıkıldığında, bu şehir yeniden özgürlüğe kavuştu.
Yıllarca beton bir hatla ikiye bölünmüş halk, o duvarı yıktı.

Bu, insanın kendi geleceğini değiştirebileceğinin en güçlü kanıtıydı.

O sabah Berlin Duvarı’nın aralıklarına bırakılan güller, Dolmabahçe’de 09.05’te durmuş saat gibi anlamlıydı.

Biri bir şehrin özgürlüğünü, diğeri bir ulusun dirilişini hatırlatıyordu.

9 Kasım akşamı Kübra’yla Hohenzollern Saray roof’undaki Baret’te bir şeyler içerken Berlin’in hafızasını konuştuk.

Dr. Kübra Bicakçı

10 Kasım gecesi Berlin’in 2 Michelin yıldızlı gururu Tim Raue’nin restoranında sığır burginyonların tadını çıkardık.

Şef Tim Raue