25 Ocak Cuma 2025
Alman edebiyatının köşetaşı Thomas Mann’ın 1903’de yayınladığı Tonio Kröger, içimde bir yerlere dokundu. Muhakeme gücü yüksek edebiyatçı Tonio’nun, hayatı boyunca insanlarla normal bir iletişim kuramaması ibretlik… Hoşlandığı kızla ilişki yaşayamamak, vakit geçirmekten keyif aldığı kişilerle arkadaşlık kuramamak, sıradan insanların basit zevklerine, gündelik telaşelerine, yüzeyselliklerine hasret kalmak Tonio’yu müteessir ediyor.
Thomas Mann, sanatçılığın bir lanet olduğunu söylüyor. Mann’a göre bu lanetliler asla normalleşemeyeceklerdir. Normal insanlar yaşar, sanatçılar gözlem yapar, yazar, çizer, boyar. Bir yerde haklıdır. Yaşam ikisini birden hakkıyla yapacak kadar uzun değildir.
Bu hikâyeyi tanıyorum. Geçtiğimiz Ekim’de, renovasyon öncesi Centre Pompidou’ya Daft Punk’ın Electroma filminden bir kesit koymuşlardı. Art Basel Paris’i takip ettiğim günlerde görmüştüm. İnsan olmaya özenen 2 robotun hikayesiydi. Ne yapsalar olmuyordu. En sonunda intihar edip kendilerini patlatmaya karar vermişlerdi. Aslında Daft Punk’ın üyeleri bunu da tıpkı Thomas Mann’ın Tonio Kröger’i gibi otobiyografik motivasyonla yapmışlardı. Onlar da farklıydı. Müzikleri de farklıydı. Instant Crush, Something About Us, Face to Face, Veridis Quo, Infinity Repeating, Giorgio by Moroder, Voyager gelecekten gelen teknolojik notalardı.
Thomas Mann’ın Tonio Kröger’de bahsettiği ayrıksılık, Jack London’ın Martin Eden romanında da belirginleşir. Edebiyatla uğraşan Martin, normal insanlar gibi para kazanıp gittili-geldili bir işe, sabit bir gelire sahip olamadığı için sevdiği kadın tarafından aşağılanır. Hayatını normalleştiremez. Sıradanlığın keyfini süremez. Martin’in ömrü, sanatçı yalnızlığının, anormalliğinin, istikrarsız gelirinin hakkından gelmeye uğraşarak geçer.
Geçen yılın başında Berlinale’de dünya prömiyerini izlediğim Mickey17’de de benzer bir hikaye vardı. Robert Pattinson’ın canlandırdığı klonlanmış insan olan Mickey’in tek istediği sıradan bir insan gibi yaşamaktı. Sıradan insanlar büyük hayatlara özenir. Büyük insanlar sıradanlara özenir. Şanslı bir azınlıksa halinden memnundur. Cem Yılmaz, Netflix’te yayınlanan son şovunun satır aralarında arkadaşı olmadığını, vaktinin tamamını yalnız geçirmek zorunda kaldığını söylüyor. Kendi şuur düzeyine göre insan bulmakta zorlanıyor. Bana göre ne oluyorsa olması gerektiği için oluyor. Thomas Mann’ın Tonio Kröger’deki şu satırlarıyla bitirelim:
İlk olarak, kendinizin diğerlerinden farklı olduğunuzu hissetmeye başlarsınız. O başkalarıyla aranızda tanımlayamadığınız bir karşıtlık vardır artık; inançsızlık, duygu farkı, ironi, bilincin fazlalılığı, gittikçe derinleşir ve siz yalnızlaşırsınız. Artık bir bağ kalmaz.