Güneş Batmaz Dubai

 

Hiçbir şey kalıcı değil. Üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu bile silinip gitmişti. Ama kendi küçük hayatımın kalanında üzerinde güneş batmayan bir düzen kurmak mümkündü. İsrailliler, Tevrat’ta geçtiği şekliyle süt ve bal ülkesine kavuşmuşlardı. İşte ben de bu yıl kendi süt ve bal ülkeme kavuştum ve yılbaşının hemen ardından Nisan’a kadar yaşamak için burada bir düzen kurmaya verdim.

Kalbimin esas fethi J1 Beach hattında gerçekleşti. Bu kıyı şeridi Dubai’nin yarattığı en şık sahne. Bir yanda St. Tropez’in tarihsel mekanları, öte yanda Körfez’in kendine özgü egzotikliği… Bu hattaki ilk adresim bir akşamüstü Sirene by Gaia’ydı. Burası içeri girdiğim anda atmosferiyle beni vurdu. İnsanların şıklığı, dj’in çaldığı afrohouse parçalar, Harman Kardon düzeyi bir ses sistemi, iç mimari tasarım, mekânın dili beni anında tetikledi. Buradaki birçok günümü Gaia’nın komşusu African Queen ve Sakhalin’in beachlerinde geçtirdim. Ruhu ve derinliği çok farklı olan bir başka komşu da Baia’ydı. Prada markası da aynı şeyi düşünmüş olacak ki bu mekâna sponsor olmuştu.

Bvlgari Yacht Club hatırası

Dubai’de sürprizler bitmiyordu. Kendine has bir alem olan Bvlgari Yacht Club’ın havuzunda geçirdiğim günler, 2. Kat cigar lounge’da eşsiz manzaralı zamanlar unutulmazdı. Kulüpteki İtalyan restoranında 60’lar St-Tropez’inde çekilmiş Alain Delon-Brigitte Bardot fotoğrafları asılıydı. İtalyan restoranlarının bu nostaljik estetiği bana hep aynı duyguyu verir. İstanbul Paper Moon’da dakikalarca ayakta kalıp benzer fotoğrafları izlediğimi hatırladım. Marbella Cipriani’de elimde bir Bellini ile hayallere daldığım akşam da aklıma geldi.

Four Seasons’taki Nammos Beach kendine göre havası olan bir başka beach clubdı ama onu esas özel kılan restoranıydı. Ramazan boyunca iftar menülerine Dior sponsor olmuştu. Mc Donalds’ın ramazanda araziye uymak için McTurco, köfteburger gibi ürünler verdiğini bilirdim de elin Frenk menşeli Dior’unun Dubai’deki iftar gecelerine sponsor olacağını hiç bilemezdim.

Creek Golf&Yacht Club hatırası

Kalbimi kazanan bir başka nokta Park Hyatt kampüsünün içindeki Creek Golf& Yacht Club’dı. Yelken formundaki clubhouse binasında taze sıkılmış karpuz ve mango sularından içtim ve İstanbul’da az buçuk öğrendiğim golf meziyetlerimi burada icra ettim. Palmiye ağaçlarının arasından süzülerek varılan bu elegan tesisin yanında bir başka vaha vardı. O da onlarca cheesy beach club arasında pırıl pırıl parlayan Lagoon Beach’ti. Golf sonrası Lagoon’un beyaz kumlarında güneşlendim. Dubai Frame manzaralı sonsuzluk havuzunda günbatımını izleyip chill-house müziklerin tadını çıkardım.

Bir başka gün Dubai’nin yüzük taşı sembollerinden Amerikan mimarisi Atlantis The Royal içindeki Nobu by the Beach’teydim. Atlantis’in dev akvaryumları, yüksek tavanlı lobisi, havuz içine gömülü localarıyla estetik verandası etkileyiciydi. Akşam ise eski kardeşi Atlantis The Palm’a geçtim. Çünkü Nobu’nun ikonik restoranı oradaydı. Aynı otelde akvaryumun neredeyse içinde, tropikal balıklarla el ele göze göze yemek yenen Ossiano isimli Michelin yıldızlı bir balık restoranı vardı. Nobu sonrası buraya uğradığımda tadım menüsünü tanıtan görevli nazikçe ekledi: Merak etmeyin, akvaryumdaki balıkları servis etmiyoruz.

Şehir merkezinde farklı bir alem akıyordu. Downtown Dubai’nin ritmi yüksekti. Zuma, Cipriani, Amazonico, GAIA… Finans dünyasında çalışan beyaz yakalıların gece sahnesi işte burasıydı. Yani Dubai Boulevard. Mekanların birinden çıkıp diğerine girilen geniş bir avlu… Avlunun ortasında bir Botero figürü, tüm bu hengameyi kayıtsızca izliyordu. Dubai’de paranın satın alamayacağı bir şey olmadığı için tabii ki bu Botero da satılıktı. Benim içinse Zuma’da başladığım gecenin en güzel yanı, daha 1 ay önce Courchevel’de gittiğim Bagatelle’in Dubai şubesiydi. Bagatelle sonrası gökdelenlerin tepesindeki görkemli 1920 Bar’a geçtim ve geceyi Londra merkezli The Arts Club’da bitirdim.

Nikki Beach hatırası

Benim için Dubai’nin yıldızlarından biri de elbette Nikki Beach’ti. Bunda da tabii ki farklı Nikki Beach’lerdeki anılarım etkiliydi ama neticede babamın oğlu değildi. Bu anılar tali bir sebepti. Nikki Beach’te her zaman bir tutam sonradan görmelik olurdu ama o tutamın dozu kaçmazdı. Zaten işin büyüsü de buradaydı. Dubai Nikki’nin en entereasan tarafı ise köşedeki saatçi dükkanıydı. Lübnanlı bir saat simsarıyla karşılaştığım bu dükkân, ikinci el Rolex saatleri satın alıyor ve hemen oracıkta kredi kartından parayı çekmek suretiyle insanın partiye farklı bir saatle devam etmesini sağlıyordu.

Her şey iyiydi hoştu da bu saat takasının yeri milletin içkiyi fazla kaçırdığı Nikki Beach mi olmalıydı. Saat simsarının bu dükkânı niçin buraya yerleştirdiğini sanki biraz anlar gibiydim ya da her zamanki gibi çok kötü düşünüyordum. Nikki’de wagyu burgerlerimi yiyip milkshake içtiğim sırada telefonuma Reuters’tan bir bildirim düştü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, komşu milletlerden saldırılar için özür dilemişti: Bir daha yapmayacağız. Yahu Nikki Beach’te acaba herhangi birinin Pezeşkiyan’ı salladığı falan var mıydı?

Dubai Mall’da Missoni ve Orlebar Brown mağazalarına baktım. Cipriani Dolci’de kahve içerken Venedik Mimarlık Bieanli günlerimde gittiğim Harry's Bar Cipriani zamanlarımı hatırladım. Hayat geçiyor, deneyimlerim rutine dönüyordu. Ardından Burj Khalifa’nın 123. katındaki ikonik Atmosphere loungeda bir şeyler içerken biraz diken üstünde hissettiğimi farkettim. Dubai’nin en sembolik 2 binasından birinde, yerden bu kadar yükselmek, füzelere hedef olmak açısından pe akıllıca olmamıştı. Aynı binanın 3. katındaki Armani Restoran’da mavi istakozlu makarnamı yerkense hiç gergin değildim. Arada sadece 120 kat vardı ama ben sakindim. Halbuki business uçanlar daha iyi bilirdi; uçak düşünce herkes ölürdü.